Uğur Mumcu Anısına

Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye’nin yılmaz savunucusu, devrimci, hep emekten yana olan, hep araÅŸtıran ve sorgulayan gazeteci UÄŸur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü otomobiline konan bomba ile inandığı degerler uÄŸruna öldürüldü. O, yıllar önce yazdığı bir yazıda, “Bir gün” demiÅŸti, “Sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak. ey halkım. unutma bizi.” Haydin, hep beraber bu sene o yankiı biz olalım, en azından, katilini bulamamiÅŸ olsak ta, diışarda O’nun ve düşüncelerinin arkasında olduÄŸumuzu üzerine basa basa belirterek, bu ülke ve düşünce özgürlüğünü savunduÄŸu için, geleceÄŸimiz için, ufak bir ÅŸekilde de olsa O’nun yanında, O’nun fotoÄŸraflarıyla, O’nun kitaplarıyla, O’nun düşünceleriyle, bu sefer sesimizi, karanlıkta yer alan, içimizde ki düşmanlara haykıralım, unutmadığımızı, unutmayacağımızı belli edelim. gözlerimizi açalım artık, farkına varalım oyunların, boÅŸvermeyelim ve bize kalanlara sahip çıkalım.

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi…


YoksulluÄŸun bükemediÄŸi bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. YüreÄŸimiz, işçiyle birlikte attı. YaÅŸamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, ÅŸakırdayan bir ÅŸelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, iÅŸkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreÄŸimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boÅŸ birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi…

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. DoÄŸu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’ den armaÄŸandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taÅŸlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle baÅŸlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaÅŸlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi…
Yabancı petrol ÅŸirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız deÄŸil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. KurtuluÅŸ Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi…

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi…
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi… Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz ÅŸimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi…

*Alıntı: Uğur Mumcu - Cumhuriyet


Bir Yorum : “UÄŸur Mumcu Anısına”

  • yigit :

    O öldü… Onlar öldü.
    Bileylendi yürekler.
    Saçım uzadı.
    Altıncı hissim oldu yağmur.
    Uzakta yangınlarda
    Külü savruldu çığlıkarın
    Gündüz koptu dalından
    Tutsak, ham bir yaşam oturdu boğazıma
    Saçım uzadı.
    Tüm göçmenlerin yakasına hüzün iliştirildi.
    O öldü… Onlar öldü.
    Büyüdü kalabalıklar
    Büyüdü sesler.
    Korteje katıldı.
    Sokaktan gözü yaşlı kediler.

    Özgür Mumcu, Aralık 96,- Babam için- adlı şiiri

Yanıtla

Gönderi yapmanız için giriş yapmanız gerekmektedir.