Son Fasıl
Ne de güzeldi her şey… Türkiye demokratikleşiyor, İstanbul’un güzelliğine güzellik
katılıyor, dünyanın en lüks lokantaları açılıyor, ceplerine dolarları dolduran yabancılar Türkiye’ye yatırım yapmaya koşuyorlardı. Her yüz metreye bir alışveriş merkezi düşüyor, dünyanın cafcaflı markalarının satıldığı pırıl pırıl mağazalardaki kristal avizelerden ışık çavlanları dökülüyordu. Dilimiz milyon dolarlara alışıyordu. Yeni yetme kurnaz oğlanların altında Porsche arabalar, kollarında mücevherli Rolex’ler, üstlerinde Prada takımlar vardı. Bir cennet olmuştu Türkiye. Üstelik kimse kimsenin içkisine falan karışmıyordu. Hani neredeydi o laiklik elden gidiyor falan diye kafa şişiren münafıklar.
Bize istikrar lazımdı ve hükümet de bu istikrarı sağlıyordu işte ve dünyanın her yerinden para akıyordu Türkiye’ye. Gerisi can sağlığıydı.
Aradan bir süre geçti.
Önce kriz çaldı Türkiye’nin kapısını. Satışlar düştü, halk dükkânlardan çekildi.
Baktılar ki hükümetten ses seda çıkmıyor, “ne oluyoruz?” demeye başladılar.
Çünkü baştakiler “teğet” falan lafları ediyordu.