Son Fasıl
Ne de güzeldi her şey… Türkiye demokratikleşiyor, İstanbul’un güzelliğine güzellik
katılıyor, dünyanın en lüks lokantaları açılıyor, ceplerine dolarları dolduran yabancılar Türkiye’ye yatırım yapmaya koşuyorlardı. Her yüz metreye bir alışveriş merkezi düşüyor, dünyanın cafcaflı markalarının satıldığı pırıl pırıl mağazalardaki kristal avizelerden ışık çavlanları dökülüyordu. Dilimiz milyon dolarlara alışıyordu. Yeni yetme kurnaz oğlanların altında Porsche arabalar, kollarında mücevherli Rolex’ler, üstlerinde Prada takımlar vardı. Bir cennet olmuştu Türkiye. Üstelik kimse kimsenin içkisine falan karışmıyordu. Hani neredeydi o laiklik elden gidiyor falan diye kafa şişiren münafıklar.
Bize istikrar lazımdı ve hükümet de bu istikrarı sağlıyordu işte ve dünyanın her yerinden para akıyordu Türkiye’ye. Gerisi can sağlığıydı.
Aradan bir süre geçti.
Önce kriz çaldı Türkiye’nin kapısını. Satışlar düştü, halk dükkânlardan çekildi.
Baktılar ki hükümetten ses seda çıkmıyor, “ne oluyoruz?” demeye başladılar.
Çünkü baştakiler “teğet” falan lafları ediyordu.
Deli miydi bunlar Allah aşkına?
Niye tedbir almıyorlardı?
“Yahu bunlar cahil, bir şeyden anlamıyorlar!” sözleri duyulmaya başlandı.
Birkaç ay önce neredeyse bir masal kahramanı gibi yere göğe konulamayan politikacılar tu kaka oldular birden.
Ama acı bir biçimde anladılar ki onların tu kaka demesi bir anlam ifade etmiyordu artık.
Atı alan Üsküdar’ı geçmişti.
Sonra yeni yeni sermaye grupları peydah oluyordu ortalıkta. Ellerinde büyük para olan, her ihaleyi alan, cemaat mensubu iş adamları.
İçlerine ilk kez kuşku düştü.
“Acaba” demeye başladılar, “işler bizim düşündüğümüz gibi değil mi? Türkiye altımızdan kayıyor mu?”
Sonra gözaltılar, tutuklamalar başladı.
Şaşırdılar, “yahu kim yapıyor bunları?” diye sormaya başladılar birbirlerine.
Ama ben söyleyeyim; bunlar daha cicim ayları.
Türkiye’nin rejimi değişiyor.
Rota değiştiren gemide bulunan herkesin de midesi bulanıyor, başı dönüyor.
Bir iki yıla kadar muhafazakâr bir başkanlık sisteminde gözünüzü açacaksınız ve işler bugünkü kadar kolay olmayacak.
Yeni sistem önce kendisine destek vermiş olan zengin takımını ve aydınları yiyecek.
Hiç olmazsa o gün aynaya bakın ve “biz nerede yanlış yaptık?” diye düşünün.
Alıntı: Zülfü Livaneli






