Kabahatin çoğu değil, hepsi sizin!

Nazım Hikmet 1947 yılında kaleme aldığı \”Dünyanın en tuhaf mahluku\” şiirinde,
\”Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içinde olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!\” diyor.

Kime mi, elbette size diyor, siz sessiz ve mutsuz çoğunluğa diyor.

Bugün ülkemizde yaşananlara bakıyorum, daha doğrusu çok partili sisteme geçişimizden bu yana yaşananlara bir göz atıyorum: Hortum, vurgun, karapara, talan, rüşvet, yoksulluk ve açlık… Sonra IMF, NATO, AB, Kıbrıs… daha da vahim olanı, şeref, namus, onur… her şey peşkeş, \”her şey üç otuz paraya satılık.\” Ve bu durumda Nazım az bile söylemiş, \”demeğe de dilim varmıyor ama\” kabahatin çoğu değil, kabahatin hepsi sizin.


Sizin adınıza, sizi yönetmek için birileri sizin oylarınıza talip olduğunda ve siz de oy pusulasının altındaki daireye \”evet\” mührü bastığınızda, sizler o andan itribaren elinizdeki en güçlü silah olan iktidar silahını, sizin adınıza sizi yönetmek isteyenlere teslim ediyorsunuz. Sizleri yönetmek için bazen bir sahtekara, bazen bir hortumcuya, bazen bir takıyyeciye ya da rejim düşmanlarına \”bir oy\”la, sizleri yönetmek için yetki veriyorsunuz. Sizleri yönetmek için birilerine yetki verdiğinizde artık sizler zavallılar topluğundan başka bir şey değilsiniz. İşte ondan sonra yasama ve yürütme olarak sizlerin yetki verdiğiniz mekanizma işlemeye başlar. Artık çıksın kanun ve kararnameler, gelsin vergiler ve zamlar, dönsün rüşvet ve talan çarkı dokunulmazlık zırhı altında. Ve sizi vekilen sizi yönetenler, sizler adına kanun yapar ve sizler adına kararlar alırlar, ama bu karar ya da kanunların hepsi sizin aleyhinize işler. Basit bir \”oy\”a indirgenen iktidar hakkınız elinizden alınmış, her seçim sonrası zavallı ve çaresiz durumdasınız.

Müteahhit hırsızlık yapar eviniz başınıza yıkılır, Konya’da ve Diyarbakır’da… Müteahhit hırsızlık yapar eviniz başınıza yıkılır Adapazarı, İzmit, Gölcük, Afyon, Düzce, Bingöl, Erzincan, Pülümür ve Adana depremlerinde sizin payınıza ölüm düşer, acı ve gözyaşı düşer.

Diyarbakır’da da 3 Ocak 1983 yılında Hicret Apartmanı 83 kişiye mezar oldu. Olay sonrası Hicret Apartmanı’nın müteahhidi Kermo Dalmış, yargılanarak 8 yıl 3 ay ağır hapis cezasına mahkum oldu ve birkaç ay sonra tahliye edildi. Sizin payınıza yine gözyaşı düştü.

Erzincan depreminde başta devlet hastanesi olmak üzere yıkılan birçok binanın yapımında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in imzası bulunuyordu. Bu binaları Demirel inşaa etmişti, ama O Cumhurbaşkanı’ydı ve Çankaya’da bulunuyordu. Ve \”o Süleyman\” ki, yıllarca üst üste sizin oylarınızla milletvekili seçilmiş ve akabinde başbakan olmuş daha sonra da Cumhurbaşkanı… Sonra \”o Süleyman\”ı diğerleri izledi.

17 Ağustos Marmara Depremi’nde yıkılan 400 konutun müteahhitliğini ve satışını yapan Veli Göçer, bu konutlarda yaşamını yitiren 168 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu ancak 8,5 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Göçer hakkındaki dava aradan 4 yıl geçmesine rağmen hâlâ sonuçlanmadı. 17 Ağustos Marmara Depremi’nde de yine payınıza acı düştü, yıkım düştü.

Konya’nın Selçuk’ta çöken Zümrüt Apartman’ı 100′e yakın insana mezar oldu. Kadın, erkek, yaşlı ve çocuklara, hatta anne karnında birkaç gün sonra doğacak olan bebelere mezar oldu Zümrüt Apartmanı. Zümrüt Apartmanı’nın müteahhitleri, aleyhteki ceza kurallarının geçmişe etkili olmaması nedeniyle, Konya’da yıkılan binadan dolayı en fazla 2 yıl hapis yatacaklar. Sonra günün birinde bunlar da oylarınıza talip olacaklar, sizler de geçmişe sünger çekip, bu adamları başınıza yönetici tayin edeceksiniz.

Bundan sonra da böyle olacak, memleket yıkıla döküle gidecek, sizler böyle olmasını istediğiniz için. Önümüzdeki ay seçim var: 28 Mart… Ve sizler yine birilerini kendi oylarınıza, kendinize başkan olarak seçeceksiniz, karanlık ve kirli geçmişlerine rağmen. Aynen 3 Kasım seçimlerinde, hırszız ve hortumcu olduklarını bildiğiniz halde, sizleri Ankara’da temsil etmeleri için milletvekili seçmeniz gibi.

Çünkü sizler \”bir oy\” hesabıyla sandık başında bilmem hangi partinin amblemi altındaki daireye \”evet\” mührü bastığınız andan itibaren, onların size reva gördüğü her şeye de \”evet\” demiş oluyorsunuz. O mühürden sonra artık sizin payınıza ağlamak düşer. Zaten ağlamaktan başka da çareniz yok, aslında devredilmememesi gereken, kullanmasını bilmeyeler için çok tehlikeli bir silah olan, iktidar hakkınızı sorumsuzca sadece ve sadece \”bir oy\” olarak devrettiğinizde, aynı zamanda sonunuzu da hazırlamış oluyorsunuz kendi ellerinizle. Çünkü sizler de bu tehlikeli gücün farkında değilsiniz, \”altı üstü bir oy\” dersiniz, bu nedenle de cömertçe, sizin adınıza sizi yönetmek isteyenlere \”evet\” dersiniz. Ve işin en tuhaf yanı her seferinde aynı hatayı yaparsınız, bunca acı ve gözyaşına rağmen, bunca soygun ve vurguna rağmen, yanlışlarınızdan hiç ders almazsınız, yanlış ve hatalarınızı düzeltmeyi aklınızdan bile geçirmezsiniz. Sadece çaresizliğinizin hakkını vererek ağlar ve dövünürsünüz. Bir de sizleri yönetenleri suçlarsınız, sanki onlar sizin oylarınızla \”milletin özgür iradesi\” sonucu olarak oraya gelmemişler de gökten inmişler gibi.

Önümüzdeki ay yine bir seçim var: 28 Mart… Sizler yine hırsızlara, vurgunculara, hortumculara, sabıkalı ve yasaklı müteahhitlere oy vereceksiniz. Sizi yönetmeleri için… Adana’da bilmem hangi partinin Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı ve yasaklı müteahhit Zafer Kara’yı, Adana’ya başkan olarak seçeceksiniz. Çünkü Adana’da Kara’nın seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. \”Hile, desise, tehdit, nüfuz kullanma ve çıkar sağlamak suretiyle veya başka yollarla ihaleye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek\” suçunda ve Kamu İhale Kurumu’nun yasaklılar listesinde bulunuyor. Buna rağmen o şimdi Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı, 28 Mart seçimlerinde seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Peki bu sabıkalı müheahhiti kim seçecek, elbette sizler seçeceksiniz. Bir süre sonra da bu müteahhitin yaptığı konutlar ya bir deprem sonucu ya da Zümrüt ve Hicret apatmanları gibi kendiliğinde yıkılacak üzerinize. Yine onlarcanız, yüzlerceniz yaşamını yitirecek, yüzlerceniz yakınlarını yitirecek, geride kalanların payına acı ve gözyaşı düşecek. Yine dövünüp birilerine lanet yağdıracaksınız ama asla kendinize toz kondurmayacaksınız. Hatayı her zaman olduğu gibi yine başkalarında arayacaksınız…

Her zaman olduğu gibi bundan sonra da yediden yetmişe, milletçe mangalda kül, ansiklopedide fasikül ve tesbihte püskül bırakmayıp, herkese akıl vermeyi sürdüreceksiniz, hemen hemen her konuda uzman olduğunuzu göstereceksiniz. Ama bir gün olsun, nice olacak halimiz, biz ne yapıyoruz, neden kendi elimizle başımıza felaket örüyoruz demediniz, demeye de niyetiniz yok zaten. Öyleyse, boşuna ağlayıp sızlanmayın! Çünkü \”her toplum layık olduğu yönetimler tarafında yönetilir.\” Okulda, hastanede, bankada, konut yapımında, ulaşımda, belediye vb. yerlerde ancak layık olduğunuz hizmeti alırsınız… Daha iyisini beklemeyin, buna hakkınız yok.

*Alıntı : Kenan Mendekli ( Şubat 2004 )

  • Facebook
  • TwitThis
  • MySpace
  • LinkedIn
  • Google
  • YahooMyWeb
  • Print this article!

Yanıtla

Gönderi yapmanız için giriş yapmanız gerekmektedir.