Devletten çalmayı cihat gören anlayış
Devletten çalmayı cihat gören anlayış Müslümanlık olabilir mi?
Dar-ül harp ve dar-ül İslam! Birincisi, yani dar-ül harp kâfir ya da mürted devlet
demek. Dar-ül İslam ise İslam devleti.
Türkiye’deki gerçek Müslümanlara göre değil ama dincilere göre ülkemiz dar-ül harp,
yani kâfir devlettir!
Peki devlet kâfir ya da mürted olursa ne mi olur?
O devlete atılan her türlü kazık mubah ve hatta cihat hükmündedir!
Örneğin devletten çalmak cihat düzeyindedir ki sevabı da şehitlik mertebesindedir.
Evet yanlış okumadınız, bizdeki sözde İslamcılara göre devleti soymak cenge gidip
gaza yapmak ve şehadet şerbetini içmekle aynıdır.
Öyle, çünkü onlara göre yapılan soygunlar güya Allah adınadır.
Cühela takımı bunu da nerden çıkardığımı sorabilir, ama bilenler biliyor.
Türkiye’deki siyasal İslamcı camiada realite zerre mübalağa etmiyorum aynen budur!
Hayır hayır, dar-ül harbe inananlar da öyle mini bir azınlık değildir.
1970’li yılların başında türetilen İslamcı (!) akımlara mensup olanların tamamına
yakını bu bakışa iman eder!
Ben çalıştığım bir İslamcı gazetede cemaat mensuplarının devlete ait belediye
otobüsüne bedava binebilmeyi bile domuzdan kıl koparma misali gördüklerinin ve bunu
gaza yapmış gibi birbirine heyecanla anlattıklarının şahidiyim!
Türkiye’de siyasal İslam zaten devlet karşıtlığı ile vücut bulmuştur.
Devlet laiklik özelliğinden ötürü putperestlikle özdeşleştirilmiştir.
Siyasal İslam inanç değil ideoloji olduğu için tıpkı diğer ideolojiler gibi öcüler
yaratmış ve kendine alan açmıştır.
Hayır, 1970 öncesindeki İslamcı anlayışta bu tür keskinlikler yoktur!
Mesela Büyük Doğucular, yani Necip Fazıl Kısakürek ve talebeleri dar-ül harp
masalını hiç terennüm etmemiştir.
70 öncesindeki İslamcı eğilimler milliydi, 70 sonrası ise İslam, emperyalizm
tarafından proje aracı yapıldı…
Gelelim bugünkü tabloya?
Sahi AKP iktidarı öncesindeki tabloya dar-ül harp diyenler Tayyip Erdoğan’la
Abdullah Gül’ün yönettiği Türkiye için bugün ne diyorlar acaba?
Bu sorunun benzerini 29 yıl önce üniversitede okurken sınıf arkadaşım olan Akıncı
militan Ömer Hamzaoğlu’na şöyle sormuştum:
-Dar-ül harp diyorsun, ama MSP 1974 ve 1977’de iki kere koalisyon ortağı oldu, yani
devleti yönetti. Bu durumda MSP kâfir devletin bir parçası ya da aktörü müydü?
Aldığım cevap şu olmuştu:
- “Dar-ül harp kavramı rejimin başında kimin olduğu ile ilgili değil bizatihi
rejimle ilgili bir bahistir. Bizim laik rejimimiz küfür, yani mürted devletin
ifadesidir. Dolayısıyla İslamcılar yönetimde olsa da bu olgu değişmez. Devlet kâfir,
onlar mücahittir.”
O gün aldığım cevaba çıldırmıştım!
Öyle ya her şeyiyle güdümünde olan ve her imkânından yararlandığın devlet mürted
olacak, ama onu yönetenler mücahit kalacak? Samimi bir Müslüman olarak bu bakışa
isyan etmemek mümkün müdür?
Ve bugünle ilgili hüküm?
Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’ün devlet adına savaş ilan etme yetkileri vardır, ama
bu devlet o dincilere göre hâlâ kâfirdir!
Hayırlı Olsun…
Tayfun Talipoğlu’nu Şamil’e sorun!
Emin olun tablo gülmekle ağlamak arasıdır. Tıpkı 2004 seçimlerinde olduğu gibi.
Tayfun Talipoğlu ismi yine AKP’nin Çankaya Belediye Başkan adayları arasındadır. Yok
yok Tayfun benim çok eski arkadaşım, onu kırmak ve üzmek istemem de, yahu geçmişi ve
siyasal çizgisi malum olan böyle biri nasıl AKP ile özdeş olur onu anlamakta
zorluğum var! AKP güya Tayfun’un Alevilik özelliğini kullanarak Çankaya’da seçim
alacak… Tayfun kardeşimi ve onun keskin mi keskin eylemci Marksist geçmişini Şamil
Tayyar kardeşime sorsunlar. Dedik ya biz 40 kişiyiz birbirimizi iyi biliriz. Sahi
Şamil Ergenekon’daki cesaretini Tayfun noktasında niçin gösteremiyor acaba? Sorun
Şamil’e Milliyet’ten ayrılışında Tayfun’un dolaylı etkisi olmuş mudur? Her neyse…
Ama helal olsun Tayfun’a… Dinci bir iktidarın gözdesi olabildi ve TRT’den her ay
onlarca milyarı cebine indirecek program sözleşmelerini imzalatabildi… Bunlar
ortada iken AKP tayfası bana maillerle dava, din iman mugalatası yapıyor iyi mi!
Tayfun’unuz mübarek olsun. Yok yok aday yapmasanız da adının adaylıkta geçmesi ve
TRT’de ödüllendirmeniz bile yeter Tayfun’a… AKP’nin ölçüsü sadece ve sadece kendi
amblemine biat ve hatta imandır. O görüntüyü verebildin mi, milyarlar oluk oluk
akıyor!
Şaşırdım…
Malatya MHP adayı!
Dün baktım MHP’nin Malatya adayı Cumali Ünaldı olmuş. Cumali beyi tam 20 yıl önce
İstanbul’dan Ankara’ya geldiğim günden itibaren tanırım. Cumali Ünaldı rahmetli
Yalçın Özer’in çok yakın arkadaşı ve onun gibi sıkı bir Özalcıydı. Dahası, ANAP’tan
Malatya adayı olmak için birkaç dönem büyük gayretler gösterdiğini ve Yalçın Özer’i
bile devreye soktuğunu yakından biliyorum. Hal bu iken MHP’nin Özalcılığı tescilli
Ünaldı’yı aday göstermesine doğrusu pek şaşırdım. Oysa beklenen Malatya’ya
kazandırdığı eserleri bilinen ve yörede çok sevilen eski başkan Mehmet Yaşar
Çerçi’nin yeniden adaylığıydı. Ne oldu da Çerçi gösterilmedi emin olun anlamış
değilim. Burada bir parantez açıp Ünaldı’nın Özalcılığının dışında olumsuz bir
şeyine şahit olmadığımızı ve birikim sahibi namuslu bir isim olduğunu da söylemezsek
haksızlık etmiş oluruz…
Maya Tutmadı
Soylu Süleyman’ın ideali yüzde 5 oy!
D P Genel Başkanı Süleyman Soylu’nun hedefi yüzde 5.4 oy oranı imiş… Peki neden mi
bu küsürlü oran? DP son genel seçimde bu oyu aldı da ondan. Soylu’ya göre partisi
martta bu oranı tutturamazsa genel başkanlıktan ayrılacakmış! Süleyman Soylu yeni ve
temiz bir isim ama mayayı tutturamadığı hedeflediği oy oranı ile ortadadır. Yüzde
5’i amaç edinen bir ismin politikada iddialı olması mümkün değildir. Olacak olan ise
şudur: Mahalli genel seçim sonrasında önce Tansu Çiller siyasete yeniden dönüş için
nabız yoklayacak ve zemin arayacak. Keza DP ile ANAP’ın birleştirip ortak bir
merkez sağ proje peşinde olan Mesut Yılmaz gibiler de başka bir taraftan bastıracak.
Yani kısacası mart seçimleri sonrasında merkez sağ bayağı bir alabora olacak.
Soylu’nun bu süreçte koltuğunu koruması zor, ama kurulacak yeni siyasi yapının
nüvesinde olacağı kesin!
*Alıntı : Yeniçağ - Sabahattin Önkibar






