Ara 1 2009

Düşünce Suçluları

“…Kafalarında seçim sandığı taşıyan siyasetçiler unutulacak;
Aydınlara, sanatçılara en acımasız şekilde ceza verenler unutulacak;
Devlet adına yol kesen eşkiya unutulacak;
Beyinlere dikenli tel dolayanlar unutulacak;
Devlet başkanları unutulacak;
Kırmızı plakalı arabalara tırmanmış başbakanları unutulacak;
Bakanlar unutulacak;

› Gönderiyi okumaya devam et


Kas 14 2009

Değizlili Hatçe Deyzeden Öğütle

İrecep bey sen bize, meydanlarda söz verdin,
Memleketi düzlüğe, götcem dedin götmedin.
Garşımızda safilce, boynun büküp durdun,
Haydut, hırsız, haksıza çatcem dedin çatmadın.

Bizde koca koca fabrikala vardı,
Dünya bilem onlara dardı,
Şimdi hepisi tahtalıköye vardı,
Destek olcem dedin olmadın.

Kerkükte gızanları, Kürde teslim eyledin,
Türk’e vurana güldün, vurulanı payladın.
Bi ara sevindiydik, böyük laflar eyledin,
Kerkük gırmızı cizgim, gitcem dedin gitmedin.

Aşiret artığından, korkup gaçacak millet,
Asgerinin başına, çuval geçecek millet,
Senin gibi içi boş, balon seçcek millet,
Değildik emme, yemin ettin, tutcem dedin tutmadın.

› Gönderiyi okumaya devam et


Kas 2 2009

Geçmiş zaman olurki

Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer’ derler…
Geçmişteki olumlu ya da olumsuz olaylar, tatlı ya da hüzünlü anılar, anlayana önemli derstir.
Başbakan Tayyip Bey bugün, demokrasiden, laiklikten, cumhuriyetten, her şeyden bol bol bahsediyor, nutuklar çekiyor.
Peki, eskiden neler diyordu? İnsan hafızası zayıftır. Hele bizim gibi ülkelerin toplumsal hafızası daha da zayıf… Hani “balık hafızası” dedikleri cinsten… Zayıf mı, zayıf!

Hulki Cevizoğlu, 1994 yılında HBB televizyonunda yaptığı sohbetleri kitap halinde yayınlayarak eski günleri anımsattı.
“Geçmiş Zaman Olur ki…” adlı kitapta ilginç söyleşiler var. Hele bir tanesi var ki, özellikle üzerinde durulmalı…

› Gönderiyi okumaya devam et


Haz 13 2009

Bursa Nutku

Arkadaşlar, devrimimiz henüz yenidir. Kökleşip, benimsendiği hakkındaki kanılarımız ancak ileride karşılaşacağımız olaylarla gerçekleşecek ve doğrulanacaktır.
Fakat şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giyen, sakalını-bıyığını traş eden, smokin ve frakla toplum hayatında yer alanların çoğunluğunun kafalarının içindeki zihniyet hala sarıklı ve sakallıdır.

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 29 2009

Bu ülke hangi ülke?

Şu fıkrayı bilirsiniz değil mi; Hani adamın teki sokağa çıkmış avaz avaz memlekete sövüyor.
- Ben bu memleketi soyana da, satana da, hortumcuya da…!!*?*!?*?*!!
Sonunda tutuklanır ve karakola çekilir. Komiser:
- Sen memleketimize küfretmişsin, hakaret etmişsin. Bu suçtur..vs. vs deyince, küfreden adam:
-Valla Komiserim ben memleketime hiç küfür eder miyim? Ben başka bir memlekete küfür ediyordum, der. Komiser bakar ve
- Det get Teres, ben hangi memlekete küfür edileceğini bilmez miyim? Der.
Bir Politikacının “Ak’çeli Hesabı”

Sırdaş Hesap?!
Yer: ?!
Zaman: 2005′in ilk çeyreği!

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 16 2009

Ürperten İtiraf

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 14 2009

Nazım Hikmet

Tarih: 17 Ocak 1938.
Yer: İstanbul.

Emniyet görevlileri akşam saatlerinde Nişantaşı’ndaki İpek Film Stüdyosu’nu bastı. Bir süredir orada çalışan Názım Hikmet’i sordu.
İpek Film Stüdyosu’nun sahibi -rahmetli İsmail Cem’in babası- ve aynı zamanda Názım Hikmet’in yakın arkadaşı İhsan İpekçi, biraz önce çıktığını söyledi.

Polisler stüdyoda arama yaptı. Názım Hikmet’e ait bazı defter ve kitaplara el koydular.
Sonra İhsan İpekçi’yi de yanlarına alarak birkaç sokak ötedeki Názım Hikmet’in evine gittiler.

Kapıyı Názım Hikmet’in eşi Piraye açtı. Názım Hikmet evde yoktu. Polisler, odalarında uyuyan iki çocuğu -Memet Fuat ve Suzan’ı- uyandırmamaya çalışarak, evde arama yaptı. Bazı yazılara ve kitaplara el koydu.
Bu arada Názım Hikmet’in nerede olduğunu öğrendiler; halasının oğlu gazeteci-yazar Celalettin Ezine’nin Beyoğlu’ndaki evindeydi.

› Gönderiyi okumaya devam et