Rabbime sordum,Cleveland dedi
Eşi olamayacak kadar müstesna Maliye Bakanımızın refikası Ahsen Unakıtan, kocacığını sağlığına kavuşturup, kendisi ve girişimci çocukları hamisiz ve vatanı milleti de unakıtmasız koymayan hastane seçimini ulvi biçimde, “Rabbime sordum, Cleveland dedi” diye açıkladı.
Kimi köşe yazarı, Ahsen Hanım’ın Rabbı’yla kurabildiği doğrudan ilişkiyi sorguladı, kimi Rabb’ın niye GATA, Hacettepe, Cerrahpaşa ya da herhangi bir SSK hastanesini değil de Cleveland’ı buyurduğuna şaşırdılar.
Ama hiçbiri, Rabb’ın neden nüfusun yüzde 99,9’u Müslüman olup zaten namazında niyazında AKP hükümetinin yönettiği ve zaten dini bütün bir Sağlık Bakanı’nın çekip çevirdiği hastaneler yerine, bir Amerikan hastanesini yeğlediğini çözemediler.
Oysa cevap basitti.
Vatandaşla 5 Dakika
Yerel seçimler yaklaştı, Antalya’da milyarlarca lira harcanarak bilboardlar,tabelalar gene bunları yaptık,bunları yapacağız reklamlarıyla doldu,taştı…
Peki sokaktaki emekli,işçi,öğrenci,esnaf,memur yani her seçim yaklaştığında hatırlanan, oy istenen halk ne diyor?
Yorumsuz…
Türkler nerede?
Dünyada Türklerin olmadığı bir yer yok… Nasıl gittiler, ne zaman gittiler?..
Diyelim ki yeryüzünün neresinden bir kaza ya da afet haberi gelse, içinden Türkler çıkıyor.
Afrika’da sabahın karanlığında safariye çıkan bizim gazeteci arkadaşlar, aslanları yola süren yerli görevlileri ciplerin içinden izlerken, çalılıkların arasından duydukları “kişe kişe…” sesi tanıdıktı:
Bizimkiler bağırdılar:
“Hemşerim sen misin?..”
Otların arasından bir kafa çıktı:
“He ben Mustafa…”
“Neredensin?..”
“Türkiye…”
“İçinden mi?..”
Başbakan’ın Sözleri
Gümüşhane Gazipaşa İlköğretim Okulu’nun duvarına Atatürk’ün vecizeleri yerine Başbakan’ın sözleri yazıldı.
Yorumunu siz yapın artık!
Biz Susarsak, Kim Konuşacak?
Cumhuriyet Gazetesi’nin birinci sayfası son derece çarpıcıydı. Bir başyazıdan ve “Biz Susarsak, Kim Konuşacak?” sloganından ibaret bembeyaz birinci sayfayı görenler, doğal olarak bir hayli şaşırdılar. Hayır, öyle doğrudan hükümet sansürünün ürünü değildi beyaz birinci sayfa ve onu izleyen üç sayfa.
Cumhuriyet, yazıdan daha etkili bir yöntem olduğu için başvurmuştu bu yola. Hakikaten de etkiliydi. Oysa, Türk basın tarihi beyaz sayfalara alışıktı. Üstelik, Meşrutiyet de buna dahil, Cumhuriyet de. Tek partili dönem de dahil, çok partili dönem de….
Deniz Feneri
CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay, Deniz Feneri e.V. davası ile AK Parti iktidarı arasında ilişki olup olmadığı konusunda Alman makamlarından 10 soruyla ilgili bilgi alınması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvuracaklarını bildirdi.
TBMM’de, Deniz Feneri davasına ilişkin CHP MYK üyesi Ali Kılıç ile basın toplantısı düzenleyen Okay, Almanya’daki Deniz Feneri dava dosyasının 170 gün sonra Türkiye’ye geldiğini, bunun da “önemli bir etap” olduğunu söyledi.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’nin “Bana ne yurt dışındaki bir davadan yahu…” dediğini, AK Parti sözcülerinin ise suçluların telaşı içinde gerçekleri ortaya çıkarmak isteyenlere iftira attıklarını iddia eden Okay, hukuk devletinde, eğer bir iddia varsa, “Deliller ortaya konsun, araştırılsın” denilmesi gerektiğini belirtti. Okay, ortaya konulan delilleri kabul etmemenin, gerçek dışı olduğunu ifade etmenin ve ele geçiriliş yöntemiyle ilgili kafalarda soru işareti yaratmanın AK Parti’den beklenen bir tavır olduğunu öne sürdü.


