Oca 17 2009

Kim dur diyecek?

Üç kez gensoru önergesi verilmesine neden olan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlunun adı yeni bir olaya daha karıştı.

Türkiye’de sadece Abdullah Unakıtan’ın şirketine gübre hammaddesi fosforik asit için ithalatçı belgesi verildiği ve bu sayede tekel oluşturularak, gübre fiyatlarının yüzde 300 artmasına neden olduğu öne sürüldü.

Ankara’da toplanan ve TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın da katıldığı 7. Ulusal Tarım kongresinde konuşan Pankobirlik Genel Müdürü Mikdat Çakır, son bir yılda gübre fiyatlarında yüzde 300′e varan artışlar olduğuna dikkat çekti ve ”Nedeni nedir diye sorarsanız, Türkiye’de gübrenin hammaddesi olan fosforik asidi sadece bir kişi ithal edebiliyor da ondan” dedi. Çakır dinleyiciler arasından ”Kim o” biçiminde
laf atılması üzerine isim vermedi ve sözlerine “Gübrede KDV yüzde 18. Barda, pavyonda ise yüzde 8, Makyaj malzemesinde de yüzde 18. Gübre ile makyaj malzemesi aynı” diye devam etti.

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 16 2009

Ürperten İtiraf

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 15 2009

Maksat muhabbet olsun!

Gazi Mustafa Kemal de, yola çıktığında “Atatürk” değildi.
Geçmişi olmayan bir adamdı.
İstanbul’da işgal güçleri ile işbirliği yapanlar onu “beceriksiz” diye küçümseyip,taşralı olmasını hep bir aşağılama aracı olarak gündemde tutmaya çalıştılar.
Çünkü, Gazi, özü sözü bir adamdı!
Girdiği ortamlarda, ince politika ile ilgilenmez, doğru bildiğini uluorta söylerdi.
Bu yüzden sevmeyeni çoktu!
Sırf bu yüzden, onu ordu içinde sürgün sayılabilecek, en zor görevlere yolladılar!
Herkesin Cehennem dediği yere o evim deyip görevini başarı ile tamamladı.
Buna rağmen, önüne engeller koydular!
Bu yüzden hep engelli koştu!
Gizli göreve gittiğinde, sevdiği askerlik mesleğinden şartlar gereği istifa etti.
Gerçekte ise sicili o gizli görevde iken hep işledi.
Sonra gün geldi, Meclis, O’na Mareşallik ve Gazi’lik rütbesini aynı anda verdi.
42 yaşına geldiğinde ise Cumhurbaşkanı oldu.
Hülasa o da, ülkeyi satanların gözünde o da, beş parasız, evi barkı olmayan, bir beceriksizdi.
Ama tarih o beceriksizi daha sonra, büyük önder diye büyük kahraman diye güncesine not
düştü!
O’na “beceriksiz” diyenler ise ya öldüler ya da sürgünde kaybolup gittiler.
Ezcümle, erken yorum yapma hastalığına kapılmamak lazım!

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 14 2009

Nazım Hikmet

Tarih: 17 Ocak 1938.
Yer: İstanbul.

Emniyet görevlileri akşam saatlerinde Nişantaşı’ndaki İpek Film Stüdyosu’nu bastı. Bir süredir orada çalışan Názım Hikmet’i sordu.
İpek Film Stüdyosu’nun sahibi -rahmetli İsmail Cem’in babası- ve aynı zamanda Názım Hikmet’in yakın arkadaşı İhsan İpekçi, biraz önce çıktığını söyledi.

Polisler stüdyoda arama yaptı. Názım Hikmet’e ait bazı defter ve kitaplara el koydular.
Sonra İhsan İpekçi’yi de yanlarına alarak birkaç sokak ötedeki Názım Hikmet’in evine gittiler.

Kapıyı Názım Hikmet’in eşi Piraye açtı. Názım Hikmet evde yoktu. Polisler, odalarında uyuyan iki çocuğu -Memet Fuat ve Suzan’ı- uyandırmamaya çalışarak, evde arama yaptı. Bazı yazılara ve kitaplara el koydu.
Bu arada Názım Hikmet’in nerede olduğunu öğrendiler; halasının oğlu gazeteci-yazar Celalettin Ezine’nin Beyoğlu’ndaki evindeydi.

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 13 2009

Öfkeyi Yenmek

”Bazen işler yolunda gitmez ve cinlerimiz tepemize çıkar ve sinirimizi başkasından çıkartırız! Ama böyle durumlarda sinirimizi tanıdığımız birinden değil de, hiç tanımadığımız birisinden çıkartmak daha iyidir.

Bir gün arkadaşıma telefon edecektim, numarayı çevirdim, bir erkek ‘alo?’ dedi, ben ‘Zeynep’i aramıştım’ deyince, adam bağırarak ’s…..git lan, doğru numarayı çevir!’ demez mi! Bir insanın bu kadar kaba olabileceğine inanamadım. Sonra gerçekten arkadaşımın son iki numarasını şaşırdığımı farkettim.

Ama birden aklıma bir şey geldi. Bilerek, tekrar yanlış numarayı çevirdim. Karşıma yine aynı adam çıktı. Ve ‘alo’ deyince, ’sen eşşolueşeğin tekisin’ deyip, telefonu yüzüne kapattım. Sonra o numarayı yazıp yanına ‘eşşolusu’ diye not ettim.O günden sonra, ne zaman bir şeye sinirlensem, öfkelensem, eşşsolusu’nu çevirip, ’sen eşşolueşeğin tekisin’ deyip kapatıyor ve rahatlıyordum.

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 12 2009

Hava Kirliliği

Akşam gazetesinin bedava seçim kömürlerinin hava kirliliğine yol açtığı haberine çok kızan Başbakan ” O gazetenin patronu, o resmin çekildiği yere gelsin, her türlü iddiaya varım” diyerek meydan okudu!

› Gönderiyi okumaya devam et


Oca 11 2009

Psikoloji

Uzun süredir ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılar daha dış dünya krizi ile buluşmamışken, çevresinde hergün birilerinin işsiz kaldığını görür ve yarınlara, gelecek korkusu ile güvensizlik yaşarken, yaşananları psikolojik olarak niteleyen Akp’nin psikolojik durumuna bakmak lazımdır. Bu durumu hakkında çeşitli sözler söylenebilir. Hatta bunların psikolojik adları bile olabilir. Size bu isimlerden bunlardan bahsetmek istemiyorum. Herkes kendi yakıştırmasını zaten yapmaktadır. Ülke yönetmeye talip olan hükümetlerin görevleri vardır. Bu görevlerinden bir tanesi de ülkeye güven verebilmektir. Akp hükümetleri bu ülkeye güven vermemiş ve güven ortamı yaratamamışsa sorumlusu da Tayyip Erdoğan ve ekibidir.

Akp’nin çelişkilerle, tutarsızlıklarla ve en önemlisi yetersiz olduğunu dünya bilmektedir. Fakat bazıları görmek ve duymak istememektedir. Biz unutkan olduğumuz kadar menfaatçi ve duyarsız bir millet olduk. Akp bugün bu ülkeyi idare ettiğin zannediyorsa oluşan bu özelliklerimizden dolayıdır. Akp herkesin bildiği üzere yokluğun ve yolsuzlukların partisi olmuştur. Seçim öncesinde gündem sıkça değiştirilerek, Ali Dibo, Davut Dişli, İstanbul 10.noteri, Dengir Mir Mehmet Fırat, Akp’li çeşitli belediyeler ile deniz feneri’nin yapmış oldukları hırsızlık, yolsuzluk, iş takipleri , nüfuz kullanımları, haksız kazanç gibi olayları unutturmak için Ermeni imza kampanyası, anayasa mahkemesi tartışması, Akp’lilerin ağızlarından duyacağımız absürd sözler, saçma sapan gündem saptırmalarıyla karşılaştığımız herkesin bilgisi dahilinde yaşanmakta ve yaşanacaktır. Fakat hiç kimse yaşanan akp yolsuzluklarını unutmayacaktır.

› Gönderiyi okumaya devam et