Ara 31 2008

Yeni Yıl


Ara 31 2008

Genelkurmay Başkanlığından

        
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

› Gönderiyi okumaya devam et


Ara 30 2008

Derin Toplum

“Derin devlet”i tartışıyoruz; devletin, kazdıkça bağrından kirli sular fışkırtan bir dipsiz kuyu olmamasını istiyoruz.
Son sarsıntıyla derin devlet’in cürufları manşet manşet ortaya dökülürken, arka sayfa haberlerinde derin toplum’un cerahati patlıyor. Son 10 günün gazetelerine göz atınca sosyal tabakaların iç kanaması “derin”den hissettiriyor kendini…
Çatıdaki filler kavgası esnasında ihmal edilmiş bir bünyevi çöküntünün ürküten manzaraları bunlar…
Toplumsal fay kırıkları…

En dehşet vericisi Konya’dakiydi.
17 kız öğrenciyi diri diri toprağa gömen bir patlama, ardında tekinsiz kasaba filmlerini andıran bir muamma bırakarak hasıraltı edildi.
Patlamada ihmal görüldü. Ama enkaz altında kalarak ölen 17 kızdan hiçbirinin ailesi şikâyetçi olmadı.
Yetkililere göre, binada bir tarikatın kaçak Kuran kursu vardı. Patlamadan sonra acilen bir dilekçe uydurup “İngilizce kursu” süsü vermeye çalışmışlardı.
Ailelere soruldu:
“Görmedik, duymadık, söylemeyiz” tarikatı, “derin” bir suskunluğa büründü.
Sadece biri, “Bizim kızlarımız baleye gitmedi ya… Onlar şehit oldu” diyerek asıl mesele’yi ağzından kaçırdı.
Enkaz altından, tarihi “Bale kursu-Kuran kursu” rekabeti çıkmıştı.
Ve tarikatı ele vermeme direnci, aileleri, diri diri toprağa gömülen kızlarının hesabını sormayacak kadar körleştirmişti.

› Gönderiyi okumaya devam et


Ara 30 2008

Kanla Açılan Yollar

1948′de NATO’nun kuruluş hazırlıkları başladığında, Türkiye bu oluşumda yer almak için kulise başladı.
Ülkenin aydınları da, Avrupa şemsiyesinin, henüz 2 yaşındaki çok partili demokrasi deneyimini güçlendireceği inancıyla bu girişimi destekledi.
CHP iktidarı, seçime üç gün kala, 11 Mayıs 1950′de NATO’ya üyelik başvurusu yaptı. Sonuç alamadı.
Bunun üzerine kamuoyunda ciddi bir tepki doğdu.
Seçimleri DP kazanacak ve iktidarı devralırken “Niye NATO’ya girmediniz” diye soran Bayar’a, İnönü şu cevabı verecektir:
“Aldılar da girmedik mi Celal Bey!…”

1950 Mayısında Demokratlar iktidara geldi.
1950 Hazirarında Kore harci patladı.
O günlerde Amerikalılar Ankara’ya sökün etti. Söyledikleri şuydu :
“Batı ittifakına girmek istiyorsanız, bunun tek yolu var: Kore’ye asker yollamak”.

› Gönderiyi okumaya devam et


Ara 30 2008

Unakıtan’a CHP ablukası

‘Kayıp Trilyon’ davasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında verilen takipsizlik kararına itiraz edilip edilmeyeceğine Maliye Bakanı Kemal Unakıtan karar verecek. CHP, Maliye Bakanlığı itiraz etmediği takdirde, ilgili bürokratlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı

Hazine yardımını harcanmış gibi göstererek usulsüzlük yaptıkları gerekçesiyle, aralarında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de bulunduğu, kapatılan RP yöneticileri hakkında açılan ve kamuoyunda “Kayıp Trilyon” olarak bilinen yargılama sürecinde kritik bir dönemece daha girildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Gül hakkında 2 Haziran’da verdiği takipsizlik kararını, Maliye Bakanlığı’na yaklaşık 2.5 ay gecikmeli olarak, bu ay ortalarında tebliğ edebildi. Tebligatı aldıktan sonra 15 gün içinde karara itiraz hakkı bulunan Maliye Bakanlığı henüz bu hakkı kullanmadı. Gül’ün “Kayıp Trilyon” ile ilgili dosyasını başından itibaren takip eden CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Maliye Bakanlığı itiraz etmediği takdirde, ilgili bürokratlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı. CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol da “Maliye Bakanlığı’nın, vatandaşı diğer konularda nasıl sıkıştırıyorsa, bu konuda da özen göstermesi gerekir” diye konuştu.

› Gönderiyi okumaya devam et


Ara 29 2008

Başbakan’ın ’hekimlik’ anlayışı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomik krize önlem alınmasındaki gecikmelere yönelik eleştiriler için şu yanıtı verdi: “Henüz ölüm sinyalleri vermeyen bir hastaya kefen hazırlayan bir doktor gördünüz mü?”
Belli ki Başbakan, hayatı boyunca “önleyici hekimlik” denilen bir disiplini hiç duymamış!
İnsanların hastalanmasını önlemeyi, hastalığa yol açan şartları değiştirmeyi ve böylece daha sağlıklı bir toplum yaratmayı hedeflemekten haberi yok!
Bugün Başbakan’dan beklenen de (madem kendisi hekimlik mesleğinden yola çıkarak örnekler veriyor) böyle bir hekimlik yapması.
Küresel krizin Türkiye üzerindeki etkilerinin neler olduğu açıkça görülüyor. Başka ülkelerdeki kadar derin bir tahribat yaratmadı belki ama olası tahribatları önleyecek tedbirlerin alınmasının ne kadar önemli olduğu da açık.
Krizin en önemli sonuçlarından birisi ekonominin geleceği beklenti üzerindeki olumsuz etkisi!

› Gönderiyi okumaya devam et


Ara 29 2008

Türban, üniversiteye en tepeden girdi

Üniversitelerin bu yılki açılış törenleri çok renkli geçecek. Öğrenciler Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar çerçevesinde içeri alınmazken, yeni atanan rektörün türbanlı eşleri başköşede oturacaklar. Peki, yasalara aykırı bu durum kime şikâyet edilecek? YÖK’e. Peki, onları o makama atayan kim: YÖK. YÖK, yasalara rağmen türbanı görmezlikten gelirse ne olacak? YÖK Başkanı ve YÖK üyelerini o makama atayan Cumhurbaşkanı’na şikâyet edilecek. Peki, Cumhurbaşkanı ne diyecek? “Benim eşim Çankaya’da türban takıyorsa, rektör eşleri de üniversitede takabilir. Özel hayata karışmayın” mı diyecek? Yoksa, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını hatırlatıp, yargı organlarına gereğinin yapılması için talimat mı verecek? Anlayacağınız, karışık bir durum söz konusu. İçinden çıkana aşk olsun.
Görünen o ki, kapandı denilen türban dosyası, bu öğretim yılında başka bir şekilde açılacak. YÖK Başkanı daha önce açıklamıştı zaten: Rektörler de türbanı görmeyiverirler…

› Gönderiyi okumaya devam et