Düşünün Lan
Düşünün.
Bugün 1700 kalori yaktığınızı ve vermeniz gereken 26 kilo olduğunu düşünün.
Koşmanız gereken bir maraton olduğunu ve sol bacağınızın olmadığını düşünün.
Göç yolunu unutan bir kuş olduğunuzu düşünün. Gökyüzünden süzülerek düştüğünüzü düşünün.
Dönmemek üzere uzak bir yere gideceğinizi ve arkanızda bıraktığınız tek kişinin aslında sizi tanımadığını düşünün.
Masum olduğunuz halde idamla yargılandığınızı düşünün.
Günde 14 saat çalıştığınızı, emeğinizin ederinin tek somun ekmek olduğunu fakat isyan hakkınızın olmadığını düşünün.
Bir barış elçisi olduğunuzu ve yol kenarında tecavüze uğradığınızı düşünün.
Aktivist olmadığınız halde coplar altında ezildiğinizi düşünün.
En kötü ihtimalle önünüzde yaşayacağınız 40 yıl olduğunu ve Kamboçya’da bir mayın tarlasının ortasında olduğunuzu düşünün.
Abdi İpekçi Anısına
Ünlü karikatürist Bedri Koraman: Beni öldürmeyi baÅŸaramayınca Abdi’ye yöneldiler. Bana saldırıyı gazetede küçük vermeseydi belki bugün yaşıyor olacaktı AÄŸca’nın cezaevinden tahliyesi bir dönemin karanlık sayfalarını yeniden açtı. Oral Çelik’le daha önceki görüşmemizde İpekçi suikastını da sormuÅŸtum. Söze, “İlk kez doÄŸrusunu anlatıyorum” diyerek baÅŸlamış ve ÅŸunları söylemiÅŸti: “Abdi İpekçi’ye yönelik 3 suikast giriÅŸimi oldu. Üçüncüsünde hayatını kaybetti. İşin ortasındayım ve detayları bende saklı. İlk iki suikastı gerçekleÅŸtiremeyen arkadaÅŸlar Bedri Koraman’a yöneldi. Silah tutukluk yapınca vazgeçtiler. ”
Uğur Mumcu Anısına
Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye’nin yılmaz savunucusu, devrimci, hep emekten yana olan, hep araÅŸtıran ve sorgulayan gazeteci UÄŸur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü otomobiline konan bomba ile inandığı degerler uÄŸruna öldürüldü. O, yıllar önce yazdığı bir yazıda, “Bir gün” demiÅŸti, “Sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak. ey halkım. unutma bizi.” Haydin, hep beraber bu sene o yankiı biz olalım, en azından, katilini bulamamiÅŸ olsak ta, diışarda O’nun ve düşüncelerinin arkasında olduÄŸumuzu üzerine basa basa belirterek, bu ülke ve düşünce özgürlüğünü savunduÄŸu için, geleceÄŸimiz için, ufak bir ÅŸekilde de olsa O’nun yanında, O’nun fotoÄŸraflarıyla, O’nun kitaplarıyla, O’nun düşünceleriyle, bu sefer sesimizi, karanlıkta yer alan, içimizde ki düşmanlara haykıralım, unutmadığımızı, unutmayacağımızı belli edelim. gözlerimizi açalım artık, farkına varalım oyunların, boÅŸvermeyelim ve bize kalanlara sahip çıkalım.
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi…
Hrant Dink Anısına
Sivas’tan Fransa’ya göçmüş yaÅŸlı bir Ermeni kadın “toprağından yol geçecek,gel” çaÄŸrısı üzerine Sivas’a gelmiÅŸ yeniden…
80 yaşın yorgunluğuyla döndüğü topraklarda vefat etmiş.
Telefonla kızını aramışlar hemen; cenazeyi alması için…
Kızı, “Bekletmeyin, toprağına gömün hemen” demiÅŸ ve eklemiÅŸ:
“Su çatlağını buldu.”
Gözleri yaÅŸarmıştı bunları anlatırken…
Sonra, “‘Türkiye’nin toprağında gözünüz var’ diyorlar ya” demiÅŸti:
“Evet,gözümüz var bu vatanın toprağında… Ama koparıp götürmek için deÄŸil, en dibine gömülmek için…”
İşte o gözünü diktiÄŸi yere, ölesiye sevdiÄŸi, terk etmediÄŸi için de kurban edildiÄŸi bu toprakların kanlı sinesine yatırıyoruz Hrant’ı…
Komik ama gerçek!
Olayın kahramanları iki üniversite öğrencisi.
Koyu geyik muhabbetinin düğümlendiÄŸi durumlardan birinde bu iki kafadar bir iddiaya girer…
Delikanlılardan biri odanın tavanında asılı olan ampulü ağzına tamamen sığdırabileceğini iddia eder. Evet yanlış okumadınız, bildiğiniz 100 mumluk ampulü, ve sığdırır da.
Ancak bir sorun vardir, ampulü ağzından geri çıkaramamaktadır. Arkadaşı hayret eder bu nasil iş diye, o da evdeki başka bir ampulü ağzına sokar ve tabiiki o da çikaramaz. Bunun üzerine iki kafadar hastanenin yolunu tutmaya karar verirler. Ağızlarında ampul olduğu halde bir taksiye atlarlar.
Konuşma zorluğu çekerek güya taksiciye dertlerini anlatırlar.
Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken bir taraftan da ‘nasıl olur abi ya, uÄŸraÅŸsanız çıkar, bir asılın ÅŸuna, ÅŸaka mı yapıyonuz ?’ diye söylenmektedir.
Yepyeni Türk Liraları
Fatma Aliye Hanım’ı (1862-1936) tanımıyordum. Türk edebiyatının ilk kadın romancısıymış.
Yeni Şafak Gazetesi okuyor olsaydım Fatma Aliye Hanım hakkında yeterli bilgiye sahip olurdum elbette.
Fatma Aliye’yi bundan sonra artık herkes tanıyacak. Çünkü Fatma Aliye’nin fotoÄŸrafı bundan böyle 50 TL lik banknotlarda Atatürk’ün yerine yerleÅŸecek.
50′liÄŸin Bir yüzünde Fatma Aliye, diÄŸer yüzünde Atatürk.
Cumhuriyetin yetiştirdiği bunca başarılı Türk kadını varken, Fatma Aliye nereden çıktı demeyin.
Fatma Aliye’yi Atatürk’ün yerine yerleÅŸtiren nedenin onun romancılığı olduÄŸunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Asıl neden onun İslamcılığı ve Atatürk Devrimlerine karşı olması.




